25 Ekim 2007 Perşembe

Oldu olacak...

.

Başlayınca da çenem hiç durmuyor. Oldu olacak son yazıdaki ideama biraz kanıt sunayım. Annemle hep yakın olmuşuzdur hatta şuan ben olmasam yaşayamaz gibi görünüyor ama babamın yaşamımdaki yeri bambaşka olmuştur.Şahsen babama karşı objektif eleştirel bir bakış geliştirmeyi hiç düşünmedim.Bilerek ve isteyerek subjektivdim.Onu kaybettik den bir süre sonra erkek kardeşimle karşılıklı ağlıyorduk, benden daha kötü görünüyordu, aniden başımı kaldırdım ve dedimki -Sen niye ağlıyorsun ? Ölen benimki seninki yaşıyor. Acı olduğu kadar gerçeğin ta kendisiydi söylediğim gülüştük ,sustuk bir mütted.
.
Şiir yazmaktan hiç anlamam daha doğrusu yazdıklarımı okuduğumda çok kötü bulurum, bunu açıkca ifade edeyim. Buna rağmen babam için şiir yazmıştım biri ölümünden hemen sonra diğeri onu kaybettiğimiz yıl içindeki doğum gününde ve daha sonra bir diğeri ise hayatın orta yerinde şair kişiliğine bir yüklenişti... İşte onlar;
...
..
.
Can babamı kaybettim dostlar,
Teselli olmuyor sözler
Yinede duymak istiyorum,anmak istiyorum,
Tıpkı susuzluktan çatlamış dudaklar gibi,sudan başka birşey düşünmek,konuşmak istemiyorum
İçimdeki aklıbaşında insan,sık sık kızıyor bana
bu ne bencillik diye,,
biliyorum,nice genç yaşlarda yitirilen babaları,sevgileri,canları
Kıyamıyorum kendime,,,
Dilediği gibi düşünsün diye her anıyı bırakıyorum zincirlerinden,
Çokca,bildiğimi sandığım,beklediğim ölüm bu mu ?
Aslında yumuşacık,oldukcada ferah geliyor yüzü,
Hiçde söyledikleri gibi değil diyorum...
Sanki üç kişi buluşmuşuz odada
Oda, oda değil, bütün bir evren...
Kısa bir hesap görülüyor
Ben istemesemde,öteki hayır! diyor,
Ama oldukca nazik
Sanki çok acelece, mühim bir işleri var
Korkmuyorum, ama hiç,
Yanlızca razı değilim henüz....
Hiç beklenmedik bir anda,
Tekrar,avuçlarıma alıyorum yüreğini,
Var gücümle bastırıyorum,tek duymak istediğim tik tak tik tak
Canı yanıyormu diyorum ?
Olsun yansın varsın,canı olsunda yansın,,
Yumruğum belki küçük müydü ki?
Bu kez iki elimi yumruk yapıyorum...
Nafile,olduğunu biliyorum,ama içimde hafif meşrep bir umut,
Küçük gözleri,laciverde çalan kara gözleri kalıyor gözlerimde,
Üzgün değil,hafifce gülümsüyor
Baba gitme diyorum,
Belli ki sözü var,yoksa kırmayacak beni....
Yaşamımda nerdeyse ilk kez ,
Gerçek bir acı yaşıyorum,dostların acılarını paylaşırken hatırlıyorum kendimi,
Yok yerini tutmuyor...
Hiç diyorum hemde hiç,becerememişsin,dilinden düşmeyen empatiyi,
Bencilce ağlıyor yürek,
Onu hiç düşünmüyor sanırım,
İllede ben diyor,beni en çok seven,
beni her yaşımda,koşulsuz seven
ne olursam,ne yaparsam seven,
Sen diyor,bunun için üzülme,vah et ah et,asıl.. yandığına
Sonra,ölümün altıncı günü,
Bir şiirini buluyorum,belkide son şiiri,
Çiçeklerle mezarına geldiğimde,beni göreceğini,
Ve orada da beni seveceğini söylüyor,
Bir parça daha insan oluyorum,
İnsan olurken,ağlıyorum...
Ağlarken,büyüyorum,artık neye ağlayacağımı öğreniyorum..
Güle güle can babam..
Demek orda da seveceksin,,,bana da bunu yaptın ya...
Güle güle tekrar görüşene dek,
Güle güle Allah'ın Azmi'si.... 09/02/2005
...
..
.


SENİ...

İhtimal,Ağustos böcekleriydi öten,
Belki sabah belki akşam
Yeşile boğulmuş dağbaşı
Ovada sarı sıcak
Alazı vurmuş güneşin
Geniş alnına
Doğduğun yer,
Serin sular
Sırlara boyun eğen dilsiz gölgeler
Çatal çam, Cerence tepesi,
Kendisine şarkılar söylenen mehtap
Anlaşmışlar aralarında
Sıcacık sarmış, koklamış ve opmüşler
Yumuşacık toprağın kollarına bırakmadan az önce

12/08/2005 DOGUM GÜNÜN KUTLU OLSUN...
...
..
.
Yine kükürt sarısı sıcaklar
Genzime doluyor Ağustos sesleri
Kara dutları dalında
Dirseklerime kadar kana bulanmışım
Dut yaprakları ile ovuyorum yüreğimi
Kızıl gölgelerin yanına koyuyorum
Anıza duruyor sevgilerim
Ağırlaştıkca derinlere göçüyor
Bir sepet incir kucağına düşüyor
Bir ben bekliyorum
Doğduğun günü !

12/08/2006 için
...
..
.
Ben sizi bilmezmiyim?

Gurbet büyütürler sılada ozanlar
Yürek kuytularının dölyatağında
Nikah kıyarlar hüzne,
Doğacak şiirin sancısı adına...
İmkansız dolaşmaya görsün damarlarında
Umut gangren olmuş ahtapot koludur
Hanımeli kokulu akşamlarda
En olmadık hayeller
Vurur kıyılarına yüreğin
Yüreğin avuçlarımda
Bir esrik ses çınlar
Akşam sefaları fısıldar
Diner sızılarım
Ölüm gözlerimden öper

Mektup


Abraham Lincoln (1809-1865 ) ün, oğlunun öğretmenine yazdığı bir mektup var,tarihini net olarak bilmiyorum sözlerin bir çoğu günümüz içinde geçerli, üstelik bir başkanın bundan 160 yıl önce oğlu için ricalar ve öneriler içeren bir mektup kaleme alması,Bizim siyasiler için manidar olsa gerek.
Mektup şöyle :
" Öğrenmesi gerekli biliyorum;tüm insanların dürüst ve adil olmadığını, fakat şunu da öğret ona: 'her alçağa karşı bir kahraman, her bencil politikacıya karşı kendini adamış bir lider vardır.'
Her düşmana karşı bir dost olduğunu da öğret ona. Zaman alacak biliyorum, fakat eğer öğretebilirsen, kazanılan bir doların, bulunan beş dolardan daha değerli olduğunu öğret.
Kaybetmeyi öğrenmesini öğret ona ve kazanmaktan neşe duymayı. Kıskançlıktan uzaklara yönelt onu. Eğer yapabilirsen, sessiz kahkahaların gizemini öğret ona. Bırak erken öğrensin, zorbaların görünüşte galip olduklarını.
Eğer yapabilirsen; ona kitapların mucizelerini öğret. Fakat ona; gökyüzündeki kuşların, güneşin yüzü önündeki arıların ve yemyeşil yamaçtaki çiçeklerin ebedi gizemini düşünebileceği zamanlar da tanı.
Okulda hata yapmanın, hile yapmaktan çok daha onurlu olduğunu öğret ona. Ona kendi fikirlerine inanmasını öğret, herkes ona yanlış olduğunu söylediğinde dahi.
Nazik insanlara karşı nazik, sert insanlara karşı sert olmasını öğret ona. Herkes birbirine takılmış bir yönde giderken, kitleleri izlemeyecek gücü vermeye çalış oğluma.
Tüm insanları dinlemesini öğret ona, fakat tüm dinlediklerini gerçeğin eleğinden geçirmesini ve sadece iyi olanları almasını da öğret.
Eğer yapabilirsen üzüldüğünde bile nasıl gülümseyebileceğini öğret ona.
Gözyaşlarında hiçbir utanç olmadığını öğret. Herkesin sadece kendi iyiliği için çalıştığına inananlara dudak bükmesini öğret ona ve aşırı ilgiye dikkat etmesini. Ona, kuvvetini ve beynini en yüksek fiyata satmasını fakat hiçbir zaman kalbine ve ruhuna fiyat etiketi koymamasını öğret.
Uluyan bir insan kalabalığına kulaklarını tıkamasını öğret ona ve eğer kendisinin haklı olduğuna inanıyorsa dimdik dikilip savaşmasını öğret.
Ona nazik davran ama onu kucaklama. Çünkü, çeliği ancak ateş saflaştırır. Bırak sabırsız olacak kadar cesaretine sahip olsun, bırak cesur olacak kadar sabrı olsun.
Ona her zaman kendisine karşı derin bir inanç taşımasını öğret. Böylece insanlığa karşı da derin bir inanç taşıyacaktır. Bu, büyük bir taleptir, ne kadarını yapabilirsin bir bakalım.
O ne kadar iyi, küçük bir insan. Oğlum.."
A.Lincoln
Ve bir yerde okumuştum diyor ki "Hayatta okuduğum en iyi kitap annemdi." Annesi ile toplam sekiz yıl geçiren ve bir bölümü bebeklik olan bir hayat ! Tanrım erkekler için anneleri ne kadar önemli ! Sanırm karşılığı da kızlar için babaları olmalı.

Özgürlük ve özerklik


Sanırım aile içi demokrasi birlikte yaşamanın en can alıcı noktası.Gücü ve yetkiyi elinde bulunduran tarafların diğerlerinin yaşamlarına gösterdiği saygı bir çok durumu belirliyor.Pek tabii Ebeveynin dünya ya bakışı ve bunu çocuklarına yansıtışı önemli bir konu.

Ortalama bir ailede, ne için ve nasıl yaşamak istediğimiz belirlendikten sonra hedefe yönelik davranışlarda ister istemez oluşuyor.Zaten amaç da çocukların seçim yapmaktan korkmayacakları, kaçmayacakları, bu seçimi bilinçle ve mevcut donanımları ile gerçekleştirecekleri özgür ortamı oluşturmak olmalı.

Pedogoji konusunda yazılmış bir çok kitap ortalama bir popülasyondan söz eder.Ortalamaların altında yada üstünde pek tabii ki risk artar ama temel olarak insan olduğu için mutlu olan ,insan olduğu için saygı gören bir çocuk aile içinde demokrasiyi algılarsa seçimlerini ve seçimlerinin sorumluluğunu taşımayı benimser.

Aile içi demokrasi sindirilmeden toplumda demokrasiden de konuşulamıyor. Ben diyorum ki ebeveyn önce çocuğa saygı göstererek öz saygısını zedelemeyecek sonra demokrasi kurallarını işleterek seçimleri için özgür bir ortam oluşturacak.Bu koşullar özgür, gelişime açık,eleştiren ve eleştirye tahammül eden bir insan olmanın minumum şartları.Değerler ve eylemler,hayata bakış ve duruş zaman içinde ayıklanarak özgün yapıya ekleniyor.

Başarıyı nasıl tanımladığınıza bağlı olmak kaydı ile bu gün çok daha kötü koşullardan, başarılı insanların yetişmesi bazen ailenin tutumuna tamamen bir isyan yada ailede hiçbir bilgi ve varlık olmadığı halde, çoğu kişinin sevgi diye tanımladığı,benim; aile içi demokrasi ve öz saygı ( özgürlük ve özerklik ) olarak tanımladığım kavramların yerleşikliğinin ürünüdür.

Yıllar önce Sosyolog Emre Kongar’ın bir kitabında bir anısını okumuştum.Antiteze iyi bir örnek teşkil edecek aktarayım.Kongar ABD doktorasını yaparken, derslerden birinde hoca bir yıl boyunca çocuk yetiştirmede aile ve çevrenin önemini anlatır yüzlerce örnek verir ve sınav zamanı geldiğinde soru şudur. “ Size bir insanın çocukluk ve gençlik yıllarında aile ve çevresinden söz edeceğim siz bana bu kişinin daha sonra nasıl bir insan olduğunu ve nasıl yaşadığını yazacaksınız. “ der. Öykü şöyledir : Çocuk çok yoksul bir ailede doğar, anne ve baba hiç okula gitmemiştir, baba son derece sert ve bencildir,çocuk 8 yaşında annesini 20 yaşında ablasını kaybeder. Annesi öldükten sonra babası yeniden evlenir çok hırçın ve vicdansız bir kadın olan üvey anne beş çocuk doğurur ve aile hala açtır.Marangoz olan baba, oğluna kazandıklarından bir kuruş vermeden yıllarca boğaz tokluğuna çalıştırır.Genç, hiç okula gitmeden 23 yaşına kadar ailenin yanında tıpkı bir köle gibi çalışır.Aileden ayrıldığında yalnız okuma yazma biliyordur,çok güçlü bir bedeni vardır .23 yaşında, W. Shakespeare in bir kitabını tesadüfen okumuş ve çok sevmiştir. ” İşte bu hikayeye sahip gence öğrenciler pek tabii ki sonu kötü biten bir yığın öykü yazmıştır.Sınavda bir kişi dahi onun için iyi bir gelecek senaryosu yazamamıştır .Profesör sınavı okur ve hepiniz geçtiniz ama asıl ders şimdi der.Söz konusu kişi ABD nin 16. başkanı ve köleliği kaldıran kişi Abraham Lincoln dür. Tabii Lincoln ün yaşamını başarılmış bir hayat sayarsınız, saymazsınız oda sizin ölçülerinize ait bir konu.

Bu arada pedogoglardan çok ,ebeveynlerin yazdığı anı kitaplarından çok şey öğrendiğimi söylemeliyim.Her anne babanın,bence okuması gereken küçük bir kitabı var Emre Kongar’ın , “ Kızlarıma mektuplar “ öneririm,keyif alacaksınız.

17 Ekim 2007 Çarşamba

Kızlarım,


İlk çocuğum doğduğunda neler yapmam konusunda oldukça endişeli idim. Çekirdek ve ekonomik bağımsızlığı olan bir aile olarak ebeveynlerimize bağlı değildik yani dış müdahaleler ve geleneksel çocuk eğitimi konusunda oldukça dirençli bir yapımız vardı. Bilgi edinmem ,bilimsel bir bakış kazanmam ve buradan bir senteze varmam gerektiğini düşünüyordum, dolayısı ile çok okudum aklıma yatan teorisyenlere de uymaya çalıştım. Fakat yinede hep bir şeyleri eksik ya da yanlış yaptığım ya da hata yaptığım duygusuna kapılmışımdır. Sonra bir gün ünlü bir pedagog un kitabının en sonunda ki bir cümle bana evraka dedirtti. Diyordu ki “ Ne yaparsanız yapın asla kendiniz suçlamayın .”

Çünkü suçluluk insana hata yaptıran en büyük felaket, suçluluğun telafisi yine daha büyük bir hata ile oluyor. Bu nedenle ben dürüst olmayı seçtim ve hata yaptım ama insanım daha doğrusu için çaba göstereceğim demeyi öğrendim.

Çocuklarınızla yaşarken, temel bir takım sonuçları elde bulundurmakta yarar var. Bunlar :

1-GÜVEN: Söylem ve davranışımın mesajı şu idi “ Her koşulda, her ne yapmış olursan ol benim için varsın birincisin, sana güveniyorum, seni destekliyorum bana güven. “

2-SEN VARSIN: Tıpkı ben gibi, benden bağımsız bir sen var. Sana insan olduğun için saygı duyuyor ve haklarını koruman için bildiğim tüm doğru yolları gösteriyorum.

3-SEN KENDİNİ TASARLAYACAKSIN: Ben senin sahibin değilim, öğrendiğin aklından ve mantığından süzüp benimsediğin şeyler seni sen yapacak, unutma sen, sen oldukça sorumluluğun artacak.

4-SEN EŞSİZSİN: Sen bu dünyada teksin, tıpkı diğer insanlar gibi. Sen ne benim başardıklarımın ortağı nede başaramadıklarımın alternatifi değilsin, benim yargılarım ve özlemlerim seninkiler değil, başarılarını ölçmek ve ayıklamak senin görevin,bil ki ben yalnız mutlu olduğunda gurur duyacağım.Beni mutlu etmeye çalışma bu yanlış yol olur ,mutlu olmamı istersen mutlu olduğunu göster,senin farklılıklarını anlamaya çalışırım.

5-KENDİMİ SANA VAKFETMEM ÇOK KOLAY OLURDU; ancak bunu seçmedim, zor olan bu toplum içinde dürüst mert adil bir kadın olarak yaşadığımı sana göstermek, en yakın örneğini net olarak algılamanı sağlamaktı bunu yapmaya çalıştım.Unutma ! Eğer annen bir kurban olsa yaşarken çok daha az dirençle karşılaşacak bolca takdir alacak ve bir bakıma diğer insanları sömürmüş olacaktı..Oysa bu onurlu bir yaşam mı ? Kurban rolü oynamadım, sende kurban olmayasın diye...

6-YANILGI VE HATAM, olur, ben insanım, hayattaki tüm çabam kendisinden memnun bir insan olarak yaşamak oldu, pek tabii ki her zaman başaramadım ama yolumdan da hiç vazgeçmedim. Kızgın olduğum zamanlar oldu ki bu zamanlarımı bende sevmiyorum ama insan kızgınlığını kontrol etmeyi zaman içinde öğreniyor, buna olgunlaşma diyorlar ve hatta elli çeşit batılı,doğulu ,dinsel,bedensel yöntem öneriyorlar.Bağımsızlığımı çok sevdiğimden bu yöntemlerin hiçbirini kullanmadım,her zaman kendi cehennemimde yanmayı yeğledim.Umarım benden daha çabuk olgunlaşırsın.

7-UMUT VE YAŞAMA SEVİNCİ: Bazen en kötü durum, en iyi durumların habercisidir. Sakın karamsarlığı kapılma, en umutsuz durumda dahi hayatının ne için olduğunu, asıl amacını düşünmelisin. Unutma tek derdin yaşamak ve en güzelini yaşamak. Seni zorluklarda kucaklayıp teselli etmek ,hiçbir şey olmayacak ben buradayım demek inan kolaydı ama seni zorluklarla baş başa bırakmak ve gerçeğin acısını çekmek çok zordu.Düşündüm ki çözümü sen bulmalısın,denemelisin ki hayata daha kolay dayanabilesin ve daha zoru seni yıldırmasın.

8-ANNE VE KIZ ÇOCUKLARI: En yakınızda ki örnek olarak nasıl yaşamanızı istiyorsam öyle yaşamaya çalıştım ve sizde beklenileni yaptınız, benim gibi oldunuz tıpkı benimde kendimi eleştirdiğim gibi beni eleştirdiniz, en çok benimle çatışdınız. Buna mukabil babanızı olduğu gibi kabul ettiniz. Bundan yakınmıyorum örneğinizle çatışmadan kendi sentezinize ulaşmanızı bekleyemezdim. Kırk yılın bir başı babanızla bir anlaşmazlık yaşasak o kızların tıpkı senin gibi dedi. Bu cümle aslında bir eleştiri cümlesiydi ama beni hep mutlu etmiştir. Ezilmeyerek, ezilmemeyi, bencil olarak ben kavramını, dürüst olarak dürüst olmanızı, yaşama sevincim ile yaşama sevincinizi yerleştirmek istedim yoksa çoğu kez sizlere fedakarlık yapmak daha kolaydı.
Oysa biliyorum ki feda edilmiş bir hayatın kimseye yararı olamadığı gibi ziyan olmuş bir yaşamdan başka bir şey değildir.Hayatın sonunda pişman olmak ,mağduru oynamak hep insanların hatası ola gelmiştir.

9-EŞİNİZ,sanmayın ki size karşı olduğu için çocuk eğitiminde çatışacaksınız o da tıpkı sizin gibi tasarıları üzre hareket ediyor ve düşündüklerini iletmek ve sonuçlarını görmek en az sizin kadar onun da hakkı,uzlaşabilirsiniz de uzlaşamayabilirsiniz de ama çocuk nihayetinde gelen mesajlardan birini seçecektir.En cazip,en kolay,en açık,en yararlı mesaj kimden geldiyse çocuk o tarafın mesajını benimser.Tabii mümkün olduğunca eşinizle daha önceden anlaşıp ortak mesajlar vermek daha etkindir ama çatışmakta da bir sakınca yoktur.Temel değerler konusunda ,eşinizle çatışmanız var ise zaten evlilikte problem var demektir.Yani siz hırsızlık kötüdür derken eşiniz iyidir diyebilir mi ? Bu ikinizden birini yalancı olduğunu gösterir.
Ve çocuklarla ilişkiler herkesin kendi seçiminin sonuçlarıdır.İlerleyen yaşlarda dost olabilmek,tartışabilmek gerçekten iyi bir zaferdir.

11 Ekim 2007 Perşembe

Bayram kutlaması

Önce bir şeker buyurun efendim,hoş gelmişsiniz.Bayramlar, ah bayramlar yaşamak için bir sonraki güne umut yüklü bayramlar.Gelecek günler bayramlar kadar güzel olsun ülkeme...
Aşağıda soru dolu bir bayram şiiri var,gündem bu kadar acıklı olunca şekerimizi yiyip bir şiir okuyalım bari dedim.

BAYRAMLAR BAYRAM OLA


Giden Bayramlardan almadık bir tad

Gardaş bu senenin bayramı nasıl?

Şenay’larda bayram her gün, her saat

Elif’in, Döne’nin bayramı nasıl?

İçinde boğulduk derdin, acının

Uykusu bitmedi şeyhin, hacının

Üç gardaşı şehit veren bacının

Oğulsuz ananın bayramı nasıl?

Neşe topuğumda, elem boyumda

Sen çoğunu anla, ben az deyim de

Kim öldü, kim kaldı garip köyümde

Ya bizim hanenin bayramı nasıl?

Dert deşmek değildir gayem, niyetim

Düşündükçe sızlar kemiğim, etim

Gelini dul kalmış, torunu yetim

Ak saçlı ninenin bayramı nasıl?

Hangi eller sürer suçluyu suça

Güdümlü başların destesi kaça

Kimler zorlanıyor gönülsüz göçe

Boş kalan binanın bayramı nasıl?

İşkence altında ezilir canlar

Masum yiğitlerle dolu zindanlar

Ses verin mezardan ulu sultanl ar

Yusuf-u Kenan’ın bayramı nasıl?

Bizden sandığımız bize yabancı

Görünen simalar göze yabancı

Kabukta bayram var, öze yabancı

Söyleyin, mânânın bayramı nasıl?

Sabahtan haber yok, ufuklar kara

Semerkant kan ağlar, yanar Buhara

Keşmir, Kâbil, Kerkük hasret bahara

Kudüs’ün, Sina’nın bayramı nasıl?

Ayşe’nin bayramı gözyaşı, firak

Sultan’ı derdiyle baş başa bırak

Sormadan geçemem, etmişim merak

Nükhet’in, Nana’nın bayramı nasıl?

Mücahit, maddeye yapar akını

Devrimci, soygundan tutar yükünü

Biz toprağa verdik Hikmet Tekin’i

Kotil’in, Zana’nın bayramı nasıl?

Doğduğundan beri çamlar deviren

Ekranda iftira, yalan savuran

Salyası, ülkeyi göle çeviren

Boynuzlu dananın bayramı nasıl?

Abdurrahim Karakoç