
NEVRA
I
Tam olarak 52 el tutundu parmaklıklara herkes bir ağızdan bağırıyordu bir tayın ekmek alıp doyabilmek için..52 sandalye aynı anda yere çarptığında herkes koşuyordu hayatta kalabilmek için ve onlar denediler.Oysa kızıl kestane bakışlı hafif çekik gözlü elmacık kemikleri belirgin o hoş kız elinde sadece 52 iskambil kağıdı tutuyordu.Ne hayatla bir kavgası ne de önemli bir toplantısı vardı.Elinde çevirdiği pürüzlü ,köşeleri kıvrılmış ,eski üzgün solgun sarı kartları seyrediyordu sadece. Sinek valesi eski yırtık kanatlarını çırpıyor güzel kupa kızına ulaşmaya çalışıyordu ancak nafile. O topraktan güç alıp büyüyen bir çiçek değildi asla. Hiç bir şekilde yardım beklemez buna ihtiyaç duymazdı. Bir gül gibi koparılırken çarptığında elleri kanatmaz, değişimlerde böceklenip solmazdı öylesine muhteşemdi ki susuyor ve tebessüm ediyordu. O kupa kızı değil miydi? Karo bilinmeyeninin sahibesi. Ulaşılması güç, iyi huylu, sevecen ve anlayışlı, güzel kupa kızı. Asla dünyaya gelemeyecek, sadece iskambil falından zayıf kadınlara destek olabilecek kadar var olacaktı. Ulaşılamadığı için yakınmayacaktı çünkü o kadar mükemmel ve dayanılmazdı ki ulaşılamamak bile onu çileden çıkarmıyordu. Bu dünyada var olmuşların her gün başka bir dertle yakınıp yıkıldığı gibi değildi ve Nevra bunu gördükçe muhteşemlikten uzaklaşıyordu.
Kuru bir tarlada ellerini güneşe doğru uzatmış bunları görmüştü Nevra..koyu kızıl saçları güneşin altında tel tel ışıldarken ellerini ısıtan güneş ona kupa
kızını fısıldamıştı.Mükemmel yoktur.Dayanılmaz yoktur.Beğeni ve beklentileri karşılayan çok çeşitli hayatlar vardır bu dünyada..ama yine de bilmek isterseniz
En muhteşemi kadınlardır. Bakışları çat eden yürekleri puf eden babaların kızlarını sımsıkı sarması, gözünün önünü göremeyen yaşlı dedelerin torunlarına çikolatayı uzatırken gözlerinin dolması her şey i kanıtlar, kadınlar bu hayatın en ince ayrıntılarıdır. Ayağa kalktı Nevra elindeki boş ekmek poşetini fırlattı dikenli tellerin arasına geri dönmemeye tam olarak karar verdiğini düşündü. Saçlarını bir çırpıda toplayıp ilerledi batan güneşin pembeliğine…
II
Saat henüz sabahın ilk saatleriydi yerde yatan küçük oyuncak bebeğe baktı Nevra. Bu yola ne umutlarla ve hayallerle çıktığını düşündükçe kendini çok daha yorgun ve boş hissediyordu. Şimdi yaşayacağı hayatının kocaman bir yalandan ibaret olacağını bildiği gibi doğmayacak bebeklerinin de asla dünyaya gelmeyeceğini düşünmek hüzün vericiydi.
En çok da bunu istemişti Nevra 20 yaşında evden ayrılırken tek düşündüğü belki de buydu. Sinan’ın iri kahverengi gözlerini kararlılığını ve ufak ve düzgün burnunu yeni bir hayatta görmek en heyecan vericisi olacaktı ve tabi bir de Sinan’ın bahsettiği gibi mimar olmak değil de anne olmak Nevra’ ya çok daha fazla yakışıyordu. Sonuç olarak düşünmüşler ve ortak bir noktaya varmışlardı.Yola çıktıklarında Nevra, 3. sınıftaydı okulu zamanında bitirmek hiç sorun olmadı.Yerde yatan elleri kolları karalı bebeği arkada bırakırken Nevra’nın yaşla dolu gözlerinden istemsiz olarak 4 veya 5 yaş indi tozlu toprağa.O hesapsızlıklarını duyduğunuzda dalga geçmekten hoşlandığınız o kızlardan değildi sadece hayata inanmıştı. Zaten Nevra ergenlikten yeni kurtulmuş bir kız olmaktan çok 23 yaşında koca bir kadın olmayı tercih edecekti. Bu yüzden hiçbir şeyden pişmanlık duymuyordu yüreğindeki ağırlık karnına pişmanlık sancısı olarak saplanmıyordu.O kaybettiği saflığa çocuksu duygulara yanmıyordu toplumun benimsediği gibi tek tip ahlak anlayışını reddediyordu.Kısacası Nevra tebessümünü yitirmeyi önemsemiyordu.Yorgundu ama uyuyamıyordu.Ertesi gün Sinan’ın yanına dönmeyi de düşünmüyordu artık. Sinan’ın onu aklından tamamen çıkardığını biliyordu söylediği gereksiz bahanelere kafa yormayı bırakmıştı tam olarak 48 saat 3 dakika önce.
Şimdi yol alıyordu denize doğru ama artık yürümemek belki de çok daha iyiydi ,geçmişi unutamayacağını bilse de onu gizlemeyi öğrenmişti.Kemikli ince parmakları çantasının içinde dönüp duruyordu oturduğu boş birahanede sadece 2 garson ve bir de sarhoş kadın vardı. Kadın ayakta dans ediyor dönüyor tökezliyor sonrasında da kendini yerde buluyordu.Nevra bir kek çıkardı bir bira istedi gözleri doldu ve kapı kapandı.İçeri giren simsiyah bakışlı 1.60 belki 1.62 boyunda kumral minik ağızlı geniş burunlu kaya bakışlı cesur adam garsonu çektiği gibi vurdu.Nevra’nın korkusuz göz bebeği bir anda büyüdü ve büyüdü. Arkasından dolanan eli fark edemeden dünyanın en acı duygusuyla kaplandı her yeri. Nefesi kesilmişti…Kararıyor gözlerim karanlık bir çukura doğru değil, beyaz bir gökkuşağına doğru ilerliyorum ben ilerledikçe uçuşan kızıl saçlarım yine sonsuz parlaklıkta gün ışığı gibi saçılıyor.Boğuluyorum,nefesim bitti.Nevra yerde soluksuz hareketsiz yatarken, telefonu çalıyor…Hastanede yaptırdığı test olumlu. Sarhoş kadın belli belirsiz adımlarla yaklaşıyor ve hemşire müjdeyi vermeyi bekliyor, bir bebeğiniz olacak efendim? Alo? Kimsiniz? Hastane mi dediniz? Lütfen, acil burada çok kötü şeyler oldu alo? Hemen bir ambulans gönderin, kurtaramayacağız… Sarhoş kadın artık tökezlemiyor susuyor ve tebessüm ediyor. Hayat, kadınları işte böyle ayıltıyor. Demiştim ya en muhteşemleri kadınlardır…
N. D. 23/09/2007
Tam olarak 52 el tutundu parmaklıklara herkes bir ağızdan bağırıyordu bir tayın ekmek alıp doyabilmek için..52 sandalye aynı anda yere çarptığında herkes koşuyordu hayatta kalabilmek için ve onlar denediler.Oysa kızıl kestane bakışlı hafif çekik gözlü elmacık kemikleri belirgin o hoş kız elinde sadece 52 iskambil kağıdı tutuyordu.Ne hayatla bir kavgası ne de önemli bir toplantısı vardı.Elinde çevirdiği pürüzlü ,köşeleri kıvrılmış ,eski üzgün solgun sarı kartları seyrediyordu sadece. Sinek valesi eski yırtık kanatlarını çırpıyor güzel kupa kızına ulaşmaya çalışıyordu ancak nafile. O topraktan güç alıp büyüyen bir çiçek değildi asla. Hiç bir şekilde yardım beklemez buna ihtiyaç duymazdı. Bir gül gibi koparılırken çarptığında elleri kanatmaz, değişimlerde böceklenip solmazdı öylesine muhteşemdi ki susuyor ve tebessüm ediyordu. O kupa kızı değil miydi? Karo bilinmeyeninin sahibesi. Ulaşılması güç, iyi huylu, sevecen ve anlayışlı, güzel kupa kızı. Asla dünyaya gelemeyecek, sadece iskambil falından zayıf kadınlara destek olabilecek kadar var olacaktı. Ulaşılamadığı için yakınmayacaktı çünkü o kadar mükemmel ve dayanılmazdı ki ulaşılamamak bile onu çileden çıkarmıyordu. Bu dünyada var olmuşların her gün başka bir dertle yakınıp yıkıldığı gibi değildi ve Nevra bunu gördükçe muhteşemlikten uzaklaşıyordu.
Kuru bir tarlada ellerini güneşe doğru uzatmış bunları görmüştü Nevra..koyu kızıl saçları güneşin altında tel tel ışıldarken ellerini ısıtan güneş ona kupa
kızını fısıldamıştı.Mükemmel yoktur.Dayanılmaz yoktur.Beğeni ve beklentileri karşılayan çok çeşitli hayatlar vardır bu dünyada..ama yine de bilmek isterseniz
En muhteşemi kadınlardır. Bakışları çat eden yürekleri puf eden babaların kızlarını sımsıkı sarması, gözünün önünü göremeyen yaşlı dedelerin torunlarına çikolatayı uzatırken gözlerinin dolması her şey i kanıtlar, kadınlar bu hayatın en ince ayrıntılarıdır. Ayağa kalktı Nevra elindeki boş ekmek poşetini fırlattı dikenli tellerin arasına geri dönmemeye tam olarak karar verdiğini düşündü. Saçlarını bir çırpıda toplayıp ilerledi batan güneşin pembeliğine…
II
Saat henüz sabahın ilk saatleriydi yerde yatan küçük oyuncak bebeğe baktı Nevra. Bu yola ne umutlarla ve hayallerle çıktığını düşündükçe kendini çok daha yorgun ve boş hissediyordu. Şimdi yaşayacağı hayatının kocaman bir yalandan ibaret olacağını bildiği gibi doğmayacak bebeklerinin de asla dünyaya gelmeyeceğini düşünmek hüzün vericiydi.
En çok da bunu istemişti Nevra 20 yaşında evden ayrılırken tek düşündüğü belki de buydu. Sinan’ın iri kahverengi gözlerini kararlılığını ve ufak ve düzgün burnunu yeni bir hayatta görmek en heyecan vericisi olacaktı ve tabi bir de Sinan’ın bahsettiği gibi mimar olmak değil de anne olmak Nevra’ ya çok daha fazla yakışıyordu. Sonuç olarak düşünmüşler ve ortak bir noktaya varmışlardı.Yola çıktıklarında Nevra, 3. sınıftaydı okulu zamanında bitirmek hiç sorun olmadı.Yerde yatan elleri kolları karalı bebeği arkada bırakırken Nevra’nın yaşla dolu gözlerinden istemsiz olarak 4 veya 5 yaş indi tozlu toprağa.O hesapsızlıklarını duyduğunuzda dalga geçmekten hoşlandığınız o kızlardan değildi sadece hayata inanmıştı. Zaten Nevra ergenlikten yeni kurtulmuş bir kız olmaktan çok 23 yaşında koca bir kadın olmayı tercih edecekti. Bu yüzden hiçbir şeyden pişmanlık duymuyordu yüreğindeki ağırlık karnına pişmanlık sancısı olarak saplanmıyordu.O kaybettiği saflığa çocuksu duygulara yanmıyordu toplumun benimsediği gibi tek tip ahlak anlayışını reddediyordu.Kısacası Nevra tebessümünü yitirmeyi önemsemiyordu.Yorgundu ama uyuyamıyordu.Ertesi gün Sinan’ın yanına dönmeyi de düşünmüyordu artık. Sinan’ın onu aklından tamamen çıkardığını biliyordu söylediği gereksiz bahanelere kafa yormayı bırakmıştı tam olarak 48 saat 3 dakika önce.
Şimdi yol alıyordu denize doğru ama artık yürümemek belki de çok daha iyiydi ,geçmişi unutamayacağını bilse de onu gizlemeyi öğrenmişti.Kemikli ince parmakları çantasının içinde dönüp duruyordu oturduğu boş birahanede sadece 2 garson ve bir de sarhoş kadın vardı. Kadın ayakta dans ediyor dönüyor tökezliyor sonrasında da kendini yerde buluyordu.Nevra bir kek çıkardı bir bira istedi gözleri doldu ve kapı kapandı.İçeri giren simsiyah bakışlı 1.60 belki 1.62 boyunda kumral minik ağızlı geniş burunlu kaya bakışlı cesur adam garsonu çektiği gibi vurdu.Nevra’nın korkusuz göz bebeği bir anda büyüdü ve büyüdü. Arkasından dolanan eli fark edemeden dünyanın en acı duygusuyla kaplandı her yeri. Nefesi kesilmişti…Kararıyor gözlerim karanlık bir çukura doğru değil, beyaz bir gökkuşağına doğru ilerliyorum ben ilerledikçe uçuşan kızıl saçlarım yine sonsuz parlaklıkta gün ışığı gibi saçılıyor.Boğuluyorum,nefesim bitti.Nevra yerde soluksuz hareketsiz yatarken, telefonu çalıyor…Hastanede yaptırdığı test olumlu. Sarhoş kadın belli belirsiz adımlarla yaklaşıyor ve hemşire müjdeyi vermeyi bekliyor, bir bebeğiniz olacak efendim? Alo? Kimsiniz? Hastane mi dediniz? Lütfen, acil burada çok kötü şeyler oldu alo? Hemen bir ambulans gönderin, kurtaramayacağız… Sarhoş kadın artık tökezlemiyor susuyor ve tebessüm ediyor. Hayat, kadınları işte böyle ayıltıyor. Demiştim ya en muhteşemleri kadınlardır…
N. D. 23/09/2007


