28 Ağustos 2007 Salı

Ara forma atıf, Evrimcilere ev ödevi







" Ara Formlar Varmış!


Birkaç gündür Düşünceler’de evrimci arkadaşlarla tartışıp duruyorduk. Benim cahil olduğum ortaya çıktı.Nasıl mı?Dün AOÇ Hayvanat Bahçesi’nde çoluk çocuk geziyoruz. Allah’tan artık ağaçlar bayağı büyümüş de gölgelerinde gezmek kısmet oluyor.Kapıdan girerken bir tabela bize yol gösteriyor, balıkları falan gezdikten sonra maymun kardeşlerimize ulaşıyoruz nihayet.Bakıyorum bir tanesi, öne tel örgülerin arasından Antep fıstığı atmağa çalışıyor, bakıyor olmuyor, tel örgülerin yukarısından, parmaklıkların arasından atıyor ve öğrenince bayağı da başarılı şekilde artık isabet kaydediyor. Hatta dudaklarının arasında kemirdiği sigarayı, karşısındakinin ağzına sokarak onun da içmesini sağlıyor. Hatta karşısındakine su şişesi atarak “ Susamışsındır sen, su iç…” dercesine insaniyet bile gösteriyor.Yalnız bir dakika! Bir yanlış anlama varsa hemen müdahale etmeliyim!Yukarıda yazdıklarımı yapanlar, kafeslerin içindekiler değildi! Dışındakilerdi!Omuzlarının üstünde duran ve içinde beyin taşıdığını da tecrübelerimle tahmin ettiğim, tüyleri yapışkan bir madde ile yatırılmış tür kafesin içindeki akrabalarına yapıyordu, bahsettiklerimi. Kafeslerin üzerindeki “Hayvanlara yiyecek atmayın!” uyarılarını okuyamadığından, o yaşlarına rağmen insan olmak ihtimallerinin zayıflığına hükmettiğim bu iki ayaklı grup sinirlerimizi bozarak daha epey bir müddet ve gülme taklidi olduğunu sandığım sesler çıkararak sigara içmeğe ve kuruyemiş yemeğe devam etti.Bundan dolayı evrimci arkadaşlara da tavsiyem şudur: Hiç öyle çamurun, çörtüğün içinde fosil neyin aramayın! Yolunuz bir gün AOÇ Hayvanat Bahçesi’ne düşer ise orada imdadınıza koşacak ara formları canlı canlı göreceksiniz! Bu vesileyle tarafınızdan özür diliyor, saygılarımı sunuyorum…posted by AfsarCelik at 9:31 AM " ( http://dusuncetarlasi-afsarcelik.blogspot.com/ )


Yukarıdaki yazı birkaç yönden incelenebilir bu nedenle sayfalarıma girdi.Öncelikle çok eğlenceli,öte yandan eğlenceli olamayacak kadar bilimsel araştırma ve düşünme sürecini hak ediyor.Bu, ülkemizde olabilir bir şey mi derseniz ? Hayır demek üzücü.Bana düşen sorumluğu nedir ? e cevap sa Allah’tan bu mevzulara fazla prim vermeyen bir ülkenin vatandaşı olarak yaşaya geliyor olmak.Aşağıda sizlere NY Times da yayınlanan bir araştırmadan alıntı yapacağım. Araştırma ciddi olarak yapıldıysa,insan tanımı içine aldığımız betimlemeleri,.Afşar beyin yazısı ile de birleştirince bu tanımları yeniden gözden geçirmek ihtiyacı doğuyor.Yada Darwincilere “YOK BİR FARKIMIZ AMA BİZ İNSANIZ.” Demek gerekiyor.


STEVEN D. LEVITT en çok satan kitaplar listesinde haftalarca birinci sırada yer alan "Freakonomics " kitabının yazarı..Türkçe'ye "Görünmeyen Ekonomi "adıyla çevrilmiş,en kısa zamanda okumayı düşünüyorum. Yaklaşık iki yıl önce New York Times'da, Yale üniversitesi'nde yapılan çok ilginç bir araştırma hakkında ses getiren bir yazı yazmış.http://www.nytimes.com/...75624000&pagewanted=all


Yazının ve araştırmanın ilginç olmasının nedeni, bu araştırma para ve maymunlarla ilgili. Keith Chen,bir araştırmacı ve yazar ,STEVEN D. LEVITT de Yale üniversitesi'nde ekonomi bölümünde görev yapan bir profesör. Keith Chen'in araştırması, maymunlara, para kullanmayı öğretmek ve bunun sayesinde topladığı bilgileri, bizlerin yani insanların, para ile olan ilişkisini karsılaştırıp, çeşitli sonuçlar çıkarmak. araştırma, yale üniversitesinin maymun laboratuarında başlıyor. bu laboratuarda 7 adet capuchin maymunları, bir ana ve birçok küçük deney kafeslerinde, para kullanmayı öğreniyorlar. para olarak, gümüş renkli, somun kullanılıyor. süreç gayet basit. ana kafesten bir maymun alınıp, deney kafesine koyuluyor. bu maymuna para adını verdikleri somun veriliyor. maymun öncellikle bu somunu kokluyor, ağzına götürüyor. bu aşamada bir tepsi içinde çeşitli yiyecekler getiriliyor: elma, üzüm ve jell-o. amaç, bu 7 maymunun her birinin sevdiği yiyecek türünü bulmak ve bu yiyeceği elde etmek için parayı kullanmalarını sağlamak. deney kafesindeki maymun elmayı seçiyor. araştırmacılar, maymuna elmayı vermeden önce, elinden parayı alıp, maymuna yiyeceği veriyorlar. bu süreç haftalarca sürüyor ve maymunlar birkaç hafta sonra, ellerindeki somunun yani paranın gücünü anlamaya başlıyorlar. maymunlar paranın kullanımını; araştırmacılar, en çok tercih edilen yiyeceği öğrendikten sonra, yeni bir süreç başlıyor: fiyatlandırma. bu yeni süreçteki amaç, maymunların, biz insanlar gibi rasyonel kararlar verip vermediğini bulabilmek. böylece araştırmacılar, birçok maymunun tercihi olan jell-o'nun fiyatını iki somun, elmanın fiyatını yarım somun ve üzümün fiyatını ise bir somun yapıyorlar. buldukları sonuç ise gerçekten ilginç. maymunlar, deney sırasında, biz insanlar gibi para harcama konusunda çoğu zaman rasyonel davranıyorlar. parasını, en çok yiyecek alabileceği şekilde harcamaya başlıyorlar. maymunlar, 1 somun verip, 2 dilim elma almayı, fiyatı 2 somun olan bir adet jell-o'ya tercih etmeye başlıyor. buraya kadar her şey güzel! günlerden bir gün, yine ana kafesten, deney kafesine alınan maymun, deney kafesindeki bir tepsi içinde bulunan 12 somunu görüp, aniden çılgına dönüyor. paraların bulunduğu tepsiyi kapıp, ana kafese fırlatıyor ve kendisini de ana kafese atıyor. ana kafesteki bütün maymunlar bir anda gökten para yağdığını görüp, yere düşen paraları kapışmaya başlıyorlar. levitt, bunu yazısında maymun tarihinde gerçeklesen ilk "banka soygunu" (maymunun tepsiyi çalması) ve "hapishane kaçışı" (maymunun deney kafesinden, ana kafese kaçışı) olarak tanımlıyor. bütün bu kaos içinde araştırmacılar, ana kafesteki maymunlardan parayı geri almaya çalışıyor. olay biraz yatıştığı bir anda keith chen, hiç görmemeyi tercih ettiğini söylediği bir olaya şahit oluyor: erkek maymunlardan biri, dişi maymunlardan birine yaklaşıp, ona elinde bulunan somunlardan birini veriyor ve bunun karşılığında dişi maymun, erkek maymunun seks teklifini kabul ediyor! chen, bu olayı maymun tarihindeki ilk "fuhuş" olarak tanımlıyor. üniversitenin araştırma etik bölümü, maymunlar üzerinde yapılan para araştırmasının, maymunların yaşam koşulunu, değerlerini ve gündelik yaşamlarını tamamen değiştirdiği ve zedelediği gerekçesiyle, araştırmayı iptal edip, maymunlara para verilmesini yasaklıyor.


Evet bu yazıda bir o kadar eğlenceli. Epistemolojik açıdan bakıldığında neredeyse tüm kriterler yerli yerinde.

Dogruluk , Gerçeklik ,Temellendirme , Mantik , Akılcılık (Rasyonalizm) , Deneycilik (Empirizm) hemen her iki gurupta da bir zemin bulmuş.Benim yapmak istediğim araştırmayı alkışlamak değil,derdim insan tanımı üzerinden Darwin’cilere problem çıkartmak. Şimdi ,Amerikalı araştırmacıların insan tanımını ,yapmak kolay görünüyor.Burada, bu tip bir araştırmayı akıl etmek ve buna olanak bulmak insan tanımının kendisi.Demek ki araştıran insan,araştırılaN hayvan gibi bir yargı yanlış değil.Peki bu koşullarda bizim ülkemizde kafestekilerle dışındakileri kim nasıl neye göre tanımlayacak o da size kalmış.


17 Ağustos 2007 Cuma

Üç kitap,


.....Son günlerde geliştirdiğim bir okuma stili var : En az üç kitabım oluyor elimde, kitabın biri eksik olan alt yapımı tamamlamak,bilgi edinmek gayesi taşıyor,diğeri deli gibi keyif aldığım okumak için gün içerisinde zaman kolladığım, bir diğeri de en çok satan ,çılgınca satan herkesin elinde olan kitap. Bu üçüncü kitap son yıllarda işkence haline geldi desem," okuma öyleyse" deli kadın diyeceksiniz. İyi de meraktan çatlıyorum acaba bu kitaplar içinde bir tane şapka çıkarılacak düşünce, buluş, yaratış var olurda bunca insan da bunu okur mu diye. Bazen ilk iki kitabın özelliğini bir arada bulunduran bir kitap da çıkabiliyor karşıma, işte onlardan biri “ Atlas Vazgeçti “ zannımca her fani bir kez okumalı ki “ İnsan denen mahlûk buysa ben, hiç de fena bir şey değilmişim yahu “ diyebilsin. Kitap hakkında da yazar hakkında da yazacak o kadar çok şey var ki ara ara yazacağım.
Bu gün asıl söz etmek istediğim üçüncü tür, yani çok satan, dünyayı yerle yeksan eden. Nedir efendim o derseniz. Cinsiyet farkı gözetmeksizin bil-a istisna her su kenarında, uzun oturmaya müsait her ağaç altında okunan “ Secret “ yani ; sır ,giz ,gizli her neyse. İlk önce anlayamadığım 199 sayfayı aslanlar gibi çevirip de kitap isminde çuvallamak. Nedir yani artık birbirimize yemin et sana bir secret vereceğim mi diyoruz. Yoksa benim anlayamadığım bir mana mı taşıyor? Neyse başladım kitaba 20 sayfa otuz sayfa hadi ki 40 .Hayır gitmiyor o kadar manasız ki yada bir o kadar manidar ki pes.
Bütün mevzu iyi düşün, ne istiyorsan onu düşün,ne bekliyorsan onu bekle , emin ol senin olacaktır. Haaa olmamış sa bil ki kesinlikle düşüncelerinize olumsuz bir fikir katmışınızdır.
Fesupannallah. Yüzyıllardır hemen her ilahi din dedi, atladık ta, secret mi hatırlatıyor konuyu diyeceğim susuyorum. Sonra ambalaj ve sunum yazısına bakıyorum, budur diyorum. Kitap arkası şöyle:

"Bu sırrın ne olduğunu söyleyemem.Tek söyleyebildiğim varolduğu." (Alexander Graham Bell-Telefonun Mucidi) ( ne bu yazıp telefonunun yanına mı bırakmış ? )

"Çağlar boyu nesilden nesile geçerken, bir çok insan ona göz dikti, onu gizledi, kaybetti, çaldı, büyük paralar karşılığı satın alanlar oldu. Tarihteki en önemli insanların bazıları yüzyıllar kadar eski olan “Sır”ra vakıf olmuşlardı. Eflatun, Galileo, Beethoven, Edison, Carnegie, Einstein ve diğer mucitler, bilim adamları ile büyük düşünürler “Sır”rı biliyorlardı; ve şimdi “Sır” dünyaya açıklanıyor. " (kimlerle aynı sırrı paylaşacaksınız bilin bakalım? Sırdaşlık kolay iş mi ? )

“Sır”rı öğrendiğinizde, istediğiniz her şeyi elde etmeyi, yapmayı, ya da istediğiniz her şey olmayı da öğrenmiş olacak; asıl kimliğinizi bulacak ve hayatta sizi bekleyen gerçek ihtişamın ne olduğunu göreceksiniz." ( bu dediğiniz şey N,O2,CO2, S gibi elementlerden oluşan şey olmasın ? )

"Sizce dünya nüfusunun sadece %1’lik bir kısmını oluşturan bir kesimin tüm maddi gelirin %96'sına sahip olması bir tesadüf mü?" ( Ne yani sizce bunun tek açıklaması iyi düşünmek ve arzu etmek mi? )

"Olağanüstü bir servete sahip olmak ister misiniz? "( Yattığım yerden,iyi düşünerek,dileyerek,dilimi tesbih ederek öyle mi ? Neden olmasın ? )

"Muhteşem bir malikanede yaşamak ister misiniz "( yaa bütün ömrüm boyunca istedim ama secret ı daha önce okumadığımdan hep bu teklifi red ettim )
"Ömrünüz boyunca hiç sıkıntıya düşmeden bolluk, bereket içinde yaşamak ister misiniz? " ( hayret bişey insan bu denli rutinden ölür be ölür !)
" Ruh eşinizi bulmak ya da huzurlu, mutlu bir evlilik yaşamak ister misiniz? " ( ? Kendi ruhumu buldum da eşi kaldı ! )
"Peki kendinize sorun. Gerçekten ne, ama ne istersiniz? "( Hasbin Allah ve ni-mel vekil)

"Amaçlarınıza ulaşmak için bu kitabı kullanmaya başlayabilirsiniz. Yaşamınızdaki herhangi bir şey için bir cevap, bir rehber arıyorsanız, sorunuzu sorun, cevap alacağınıza inanın ve bu kitabı rastgele açın. Açılan sayfada aradığınız ce-vabı ve tavsiyeyi bulacaksınız." ( Yok artık, falcılıkta mı dahil ?)

"Sır tüm olmuşların, olanların ve olacakların cevabıdır." (Ralph Waldo Emerson-Filozof) " ( Zaten bu Emerson …)
Şimdi nedense bu kitap arkasını okuyunca, çocukluğumda yaz aylarında keyifle okunan Texas- Tomiks'lerde ki atlı arabada her derde deva şurup satan " eczacılığın atası" adam geldi aklıma,hani milleti toplar anlatırda, anlatır, bütün kasaba bir şişe alır ilaçtan , henüz bir sonuç almadan diğer kasabaya yola çıkar. Nihayetin de bir kasabada eski bir kurban tarafından tanınır,önce katrana sonra kuş tüyüne batırılır. İşte o.

Ehhh Yani desenize bana sen kimsin ?Ne katranı ne tüyü ? Alexander Graham Bell, Eflatun, Galileo, Beethoven, Edison, Carnegie, Einstein gibi adamlardan daha mı iyi bileceksin. Ben okurum, bu adamlarla ortak noktam da aynı secret i paylaşmak ! Ne haber ? Ahh ne diyeyim büyüksün pazarlama teknikleri, sen her şeye kadirsin. Ama bencileyin gafil kadın bu kitabı bitiremedi ne de olsa cahil kadın .


İşte tam bu noktada en geç gelecek yıl SECRET ı vakıf olmak bilgisi ile donanan halkımdan nice icatlar, buluşlar, doktirinler ve besteler beklemekte benim hakkım di mi ?

16 Ağustos 2007 Perşembe

Ne bir ilk nede bir son,

......Bu yazı ne bir ilk ne de bir son tam orta yerinden olsun istedim hayatın.Birşeylere başlarken hep tanıtıcı, umutlu yol belirleyen bir yazı ile başlamışımdır. Yine buna benzer mesaj dolu vurucu bir yazı ile son vermişimdir. Oysa ne ilki o kadar önemli ne de sonuncusu o kadar etkileyici değilidir. Hep ortada olanlar -yaşananlardır önemli olan.
Yazarken iz bırakmakmıdır amacım yoksa içeride bireken ,taşmak isteyen bir vıdı vıdı yığını mı ? Belki hiç biri ! Genellikle iç sesi sakinleştiren eğiten bazan de yüreklendirip isyan ettiren bir ayıklama süreci bu. İşte bu denli bencil bir neden yazmama sebeb. Bir o kadar da tanıdık herkes için. Bir yandan baktıkça aynı ızdırapla kıvranan o kadar çok insan görmek acı mı veriyor yoksa rahatlama mı insana ? Hiç değilse ayırt edip aptallık olana aptallak demek istiyorum. Bu kadarını hak etmiyor mu dünyaya gelmiş olmam.
.....Dün bütün gün müthiş bir aptallıkla boğuşmak zorunda kaldım.İşim gereği yirmi kadar sözleşme ye altmış kez adımı ,adresimi yazdım ve imzamı attım. Düşünebiliyormusunuz ki sözleşmem hep aynı mercii ile. Üstelik kendimi tanıtmak içinde herbirine beş altı evrak daha ekledim.Hala mı tanımıyor beni bu devlet ? Hemen her gün her birimize tehdit,taciz, ve tecavüz içerisindeyken ,demez mi ki maktul, mağdur budur,kendisini tanırım ve hatta annesi babası da yabancım değildir.
Neyse daha fazka uzatmayayım , az daha yazarsam ilk günden blogumu genel ahlaka uygunsuz diye işaretleyeceksiniz.Eminim bunla yarıştıracak yüzlerce aptallık hikayeniz mevcuttur. Eee peki hayat nerde ? İşte burda ! Her aptallığa rağmen yaşamak isteyen, direnen bilincim de.

Selam blog dünyası...


Her dünya ya geliş de bir selam var. Hemen her canlı kendi doğasına özgü selamlıyor yeni dünyayı... İnsan da çığlık bu .Akciğerlere oksijen girişi ile hissedilmesi muhtemel büyük acıdan söz ediliyor. Ne varki bu acıyı hatıralayan, insanoğlu yok. O zaman mutluluk unutmak mıdır ? Yoksa unutulanla yeni olan arasında ki zaman mı ? Selam olsun her yeni yaşama ve arasındaki zamana.