
Sanırım aile içi demokrasi birlikte yaşamanın en can alıcı noktası.Gücü ve yetkiyi elinde bulunduran tarafların diğerlerinin yaşamlarına gösterdiği saygı bir çok durumu belirliyor.Pek tabii Ebeveynin dünya ya bakışı ve bunu çocuklarına yansıtışı önemli bir konu.
Ortalama bir ailede, ne için ve nasıl yaşamak istediğimiz belirlendikten sonra hedefe yönelik davranışlarda ister istemez oluşuyor.Zaten amaç da çocukların seçim yapmaktan korkmayacakları, kaçmayacakları, bu seçimi bilinçle ve mevcut donanımları ile gerçekleştirecekleri özgür ortamı oluşturmak olmalı.
Pedogoji konusunda yazılmış bir çok kitap ortalama bir popülasyondan söz eder.Ortalamaların altında yada üstünde pek tabii ki risk artar ama temel olarak insan olduğu için mutlu olan ,insan olduğu için saygı gören bir çocuk aile içinde demokrasiyi algılarsa seçimlerini ve seçimlerinin sorumluluğunu taşımayı benimser.
Aile içi demokrasi sindirilmeden toplumda demokrasiden de konuşulamıyor. Ben diyorum ki ebeveyn önce çocuğa saygı göstererek öz saygısını zedelemeyecek sonra demokrasi kurallarını işleterek seçimleri için özgür bir ortam oluşturacak.Bu koşullar özgür, gelişime açık,eleştiren ve eleştirye tahammül eden bir insan olmanın minumum şartları.Değerler ve eylemler,hayata bakış ve duruş zaman içinde ayıklanarak özgün yapıya ekleniyor.
Başarıyı nasıl tanımladığınıza bağlı olmak kaydı ile bu gün çok daha kötü koşullardan, başarılı insanların yetişmesi bazen ailenin tutumuna tamamen bir isyan yada ailede hiçbir bilgi ve varlık olmadığı halde, çoğu kişinin sevgi diye tanımladığı,benim; aile içi demokrasi ve öz saygı ( özgürlük ve özerklik ) olarak tanımladığım kavramların yerleşikliğinin ürünüdür.
Yıllar önce Sosyolog Emre Kongar’ın bir kitabında bir anısını okumuştum.Antiteze iyi bir örnek teşkil edecek aktarayım.Kongar ABD doktorasını yaparken, derslerden birinde hoca bir yıl boyunca çocuk yetiştirmede aile ve çevrenin önemini anlatır yüzlerce örnek verir ve sınav zamanı geldiğinde soru şudur. “ Size bir insanın çocukluk ve gençlik yıllarında aile ve çevresinden söz edeceğim siz bana bu kişinin daha sonra nasıl bir insan olduğunu ve nasıl yaşadığını yazacaksınız. “ der. Öykü şöyledir : Çocuk çok yoksul bir ailede doğar, anne ve baba hiç okula gitmemiştir, baba son derece sert ve bencildir,çocuk 8 yaşında annesini 20 yaşında ablasını kaybeder. Annesi öldükten sonra babası yeniden evlenir çok hırçın ve vicdansız bir kadın olan üvey anne beş çocuk doğurur ve aile hala açtır.Marangoz olan baba, oğluna kazandıklarından bir kuruş vermeden yıllarca boğaz tokluğuna çalıştırır.Genç, hiç okula gitmeden 23 yaşına kadar ailenin yanında tıpkı bir köle gibi çalışır.Aileden ayrıldığında yalnız okuma yazma biliyordur,çok güçlü bir bedeni vardır .23 yaşında, W. Shakespeare in bir kitabını tesadüfen okumuş ve çok sevmiştir. ” İşte bu hikayeye sahip gence öğrenciler pek tabii ki sonu kötü biten bir yığın öykü yazmıştır.Sınavda bir kişi dahi onun için iyi bir gelecek senaryosu yazamamıştır .Profesör sınavı okur ve hepiniz geçtiniz ama asıl ders şimdi der.Söz konusu kişi ABD nin 16. başkanı ve köleliği kaldıran kişi Abraham Lincoln dür. Tabii Lincoln ün yaşamını başarılmış bir hayat sayarsınız, saymazsınız oda sizin ölçülerinize ait bir konu.
Bu arada pedogoglardan çok ,ebeveynlerin yazdığı anı kitaplarından çok şey öğrendiğimi söylemeliyim.Her anne babanın,bence okuması gereken küçük bir kitabı var Emre Kongar’ın , “ Kızlarıma mektuplar “ öneririm,keyif alacaksınız.
2 yorum :
Aile içi demokrasi sindirilmeden toplumda demokrasiden de konuşulamıyor. Ben diyorum ki ebeveyn önce çocuğa saygı göstererek öz saygısını zedelemeyecek sonra demokrasi kurallarını işleterek seçimleri için özgür bir ortam oluşturacak.Bu koşullar özgür, gelişime açık,eleştiren ve eleştirye tahammül eden bir insan olmanın minumum şartları.Değerler ve eylemler,hayata bakış ve duruş zaman içinde ayıklanarak özgün yapıya ekleniyor.
Sayın Peride, gerçekten harika tespit. Yazınızın tamamının ve şu pragrafın üzerine ne yazılır bilemiyorum. Bu pargrafınıza katılmam ve doğru bulmam, bu pragraftaki gerçekleri hayatımda tam anlamıyla uyguluyor olduğum anlamına gelmiyor. Ah keşke...
"Ne yazılır bilmiyorum" dedim ama, çok kısa olarak ve belki çokta anlamı olmasa da bir iki kelam edeceğim, müsadeniz ile...
Her nekadar aile içi yada toplum gereği demokrasiyi işletsenizde, karar alma ve uygulama noktasında sorumluluğu alan bir taraf olmanız gerekebiliyor. yani "bu kararı beraber aldık, seçimi beraber yaptık" demeniz yeterli olmuyor. Karar ve seçim sonrası gelen "sonuç"un sorumluluğunu alacak olan çoğu zaman bir kişi oluyor. Dolayısıyla da en çok eletirlecek olan "O" dur.
"Ben sana demiştim" sözü vardır ya. Ancak sihirli bir değnek yoktur, sizin kararınızı geri alacak, size "denilen"i uygulayıp sonuçlarını gösterecek.
Lafı fazla uzatmadan diyeceğim o ki, "hür seçimler yapmak kadar, bu seçimlerin sonuçlarının arkasında durabilmek çok önemli"
Seçimlerine "benim seçimim" diyebilmek ve sonuçlarına da "benim seçimim sonuçları" diye bakabilmek çok güzel.
Çocuklarımdan şunu bunu bekliyorum hiç demedim. İstediğim "hür seçimlerini kendileri yapsın" ancak inşallah sonuçları karşısında dimdik ayakta durabilsinler...
Elinize, emeğinize ve aklınıza sağlık... Sağlıcakla kalın...
Sayın İkna
Çocuklarınızdan beklediğiniz şey bir süreç meselesi,çünkü bu konuda insanlar genellikle, mış gibi yapıyor.Seçimlerin arkasında durmanın tamamen kişselleşmesi,ben kavgasını sulhe götürdükten sonra oluyor.Kendime bu soruları sorup cevaplarını yerleştirmem ve sulhe varışım belkide son beş yılın hikayesi.Cevabınız ne oldu derseniz kısaca şöyle tanımlayayım :
Seçmek zorundaydım,o zamanki bilgim,aklım,vicdanım,cesaretim, muhakemem kısaca donanımım ve şartlarım bana bu seçimi yaptıran verilerdi,sonuçta bazı insanlardan iyi bazılarında kötü sseçimler olabilir ama seçimlerimin bugün bana kazandırdıklarıda var kaybettirdikleride.Zaten her seçim yüzlerce kaybedilmiş alternatif değil midir öte yandan.
Bu gün seçimlerimin arkasında duruyorsam bu bilinçle,kendi isteğimle yine bir seçim olduğunu düşünüyorum.Bu duruştan sosyolojik baskıyı ayıklamam beni daha güçlü kıldı.Kazançlarımın,kaybını riske etmekte yine benim elimde ama bunu tercih etmiyorum çünkü bazılarını yeniden kazanmam imkansız.
Ve yetki konusunda size masamın üzerinde duran bir sözü ileteyim :
Emretmek daha zordur itaat etmekten. Her emir bir tecrübe ve bir riziko gibi göründü bana; ve canlı, bir emir verdiğinde, daima tehlikeye atar kendini.
Friedrich Nietzsche
(Böyle Buyurdu Zerdüşt kitabından )
Eh Afşarın bir sözü var pek severim çok da derinliklidir.Şu kendi cehennemine düşmek işi... hani sonuna da " ben " yazar.
İşte orada yandıktan sonra bütün mesele " beninizi " affedebilmek...Yine kısaca,SULH VE SUKUT...
Yorum Gönder