5 Eylül 2014 Cuma

 6 Mart 2008 Perşembe
Esbab-ı mucibesi kendinden menkul Astım Bronşiale.

         Okuma gözlüklerinin üzerinden bakan gözlerinde, biraz merak bir parça da bıkkınlık vardı. Bilmiyordu işte, bilemezdi.Karşısında oturan adamın,bütün tetkikleri normal gözüküyordu, alerjisi testlerinde de bir sorun yoktu, aile geçmişinde de astım yoktu ama adam astım bronşiale idi işte. İlla da bir sebep gerekmiyordu tanıya.
Usanmış ama terbiyeli bir sesle:
-Bir neden olması gerekmiyor bazen hastalık, allerjik zeminde gelişmiyor. dedi.

       Solukları düzensiz hissediliyor du, odayı ay ışığı aydınlatmıştı, kardeşinin küçük bedeni parlak saten yorgan altında hareketsiz bir yumru gibi yükseliyordu .Belli belirsiz kıpırdadığını düşündü,seslendi;
- Uyudun mu ? Serdar…
- Ihh ıh, uyumadım abla
- Hııı,sen bu evin hikayesini biliyor musun ?
- Hangi hikaye ?
- Suss, dinle…
- ? !
- Çıtırtıları duyuyor musun ?
- … ? Duymuyorum.
- Sessiz ol ,bak !
- Ahh , evet duydum.
- Hişşşşt,sesiz ol!
- Korkuyorum, böyle söyleme...
- Tamam ,hadi uyu o zaman hikaye falan yok .
- Peki, korkmuyorum anlat.
- Olmaz, hemen yetiştirirsin annemlere.
- Söz veriyorum söylemeyeceğim, hiçbir şey.
- Bak anlatırım ama ,evin sırrını başkalarına söylersen ömür boyu sırrın sahipleri seni rahat bırakmaz.
- Nasıl yani ?
- Sırın bekçileri hep soluğun da bekler, nefes alıp verirken sırasını bozar,bir türlü bir düzen tutturamazsın,bir yavaş, bir hızlı bir az bir çok gibi…
- Tamam, söylemeyeceğim, hadi anlat .
- Peki; Yıllar yıllar önceydi,şu az ileride vali konağının olduğu yerde bir kabile yaşardı, erkekler avlanır, kadınlar kazan kaynatırdı, baharda keçileri koyunları arkadaki dağa götürürlerdi, her taraf yemyeşildi, aileler küçük çadırlarda yaşarlar, elbiselerini kendileri dokur, ayakkabılarını kendileri dikerdi, çocuklar buraya kadar koşar türlü oyunlar oynarlardı.
- Kızılderili miydiler?
- Hayır, tıpkı senin, benim gibiydiler.
- Sonra?
- Sonra, bir gün burada bu evin olduğu yerde büyük bir şenlik düzenlediler, Ay o gece yoktu, çok büyük bir ateş yaktılar etrafında toplanıp eğlendiler,çocuklar bile yorgunluktan bir köşeye kıvrılıp kaldı. Ateşleri de sönmüş, soğuk bir rüzgar çıkmıştı. Dörtnala gelen atların sesleri önce uğultu sonra yer sarsıntısına dönüştü. Ay ışığında parlayan kılıçlardan oluk oluk kan aktı, işte burada o kabile çok derinlere gömüldü.Duyduğun çıtırtılar yaktıkları ateşin hala arada bir alevlenmeye çalışan sesi.


- Peki,atlılar? Onlar dedelerimiz mi? Sonra ne oldu ?
- Hayır, değil! Bu hep tekrarlandı, toprak kat kat kabile doldu, herhalde en son gelenler dedelerimiz.
- Ben kimseyi öldürmeyeceğim abla.
- İyi edersin!Nefes aldığını düşünme Serdar...Hadi uyu.



Hiç yorum yok :