
Bir gün bir dostum ,satır aralarını iyi okuduğumu söyledi.Pek farkında olmadan yapılan bir şey, belki bir alışkanlık. Bütüne nreden baktığınız, nasıl baktığınzda önemli.Üstelil çoğu kez gerçekler satır aralarında gizleniyor. .Sevgi, nefret, megolomani yada aşağılık kompleksi.
Birde yaman çeliş kiler var ki bazen yazan kişi bile belki farkında değil bunun.
Peki ,ben neden satır aralarını okuyup, hemen her şeyi bir biri ile ilişkilendirmeye çalışıyorum ki ?
Birde yaman çeliş kiler var ki bazen yazan kişi bile belki farkında değil bunun.
Peki ,ben neden satır aralarını okuyup, hemen her şeyi bir biri ile ilişkilendirmeye çalışıyorum ki ?
-Belki şöyle :
İnsan çoğunlukla kendisi için bir tanımlama ve tamamlama arayışı içinde yaşıyor.Bu süreç çeşitli dönemlerde farklı yoğunluklar taşımakla birlikte tanımlama ihtiyacı esnasında genellikle benzer,özdeş yada zıt kişilikler mercek altında tutuluyor.Özdeş düşünceler fikirleri pekiştirmekle kalmayıp kişiliğinde çizgilerini netleştiriyor.. Bu , bir bakıma son zamanlardaki moda deyimle ruh ikizinizin keşfi de olabiliyor.
Tanıdığınız, tanımaya çalıştığınız kişinin size zıt fikirleri özdeşliğe zarar vermiyor, onları farklı düşünce şeklinde ayıklayıp kabul edebiliyorsunuz,ancak ifade edilmemiş çelişki yada yanıltma, yanıltıcı bilgi bu süreci kesintiye uğratan bir durum.
Yanıltma olgusunun bilerek yapılması ile bilmeden gerçekleşmesi arasında farklar var.İdea lar arasında tutarlılık olması yanıltıcı bilgilerden birisini affedilebilir kılarken bunun temel görüşe aykırılığı ve samimi itiraf önemli bir hal arz ediyor.
Yukarıdaki karmaşık önermeleri ,bir zamanlar fikir paylaştığım bir forum alanında nik ile yazı yazan,çoğunlukla liberal duruşun karşısında şiddetle sosyalizmi savunan,buna rağmen forumda en düzgün yazıları çıkaran bir forumdaş içindi.
Kendisi uzun zaman Marxismin ne kadar doğru bir düşünce olduğunu ve buna bağlı olarak biz kavramının ateşli bir savunucusu oldu.Buda yetmedi “ Birey –bireysellik yanıltması ve yanılsaması “ üzerine yazılar yazdı.
Bir yazarın, birkaç yazısını okuduktan sonra gerek cümle yapısı gerek üslup bakımından tanımlamakta pek zorlanmam.Neredeyse hemen her paragraf için kime ait olduğunu söylemek iyi bir okuyucu için güç olmasa gerek.Yazı bir bakıma yazan için parmak izi gibidir.Üstelik ,teknoloji o denli ilerledi ki şüphe duyduğunuz bir cümlenin bir kısmını herhangi bir arama motorunda arattığınızda derhal orijinal kaynağa ulaşıyorsunuz.Burada alıntı kaynağını bildirmemek,yazı sahibi gibi davranarak , bir yanıltma yapmak , bir bakıma ülkemizde sanat ve fikir eserlerinin izinsiz kullanılması alışkanlık kespetmesi hasebiyle hoş görülsün diyelim . Diğer yandan üzerine bir de çelişki yakalarsanız. İşte o zaman insan bu yaman çelişkiyi yazmadan geçemiyor insan.
Forumdaşın dün bir yazısını gördüm şöyle diyor :
“ Bir insanın söyleyecek sözünün olmamasının çeşitli nedenleri olabilir ki bu, çok kapsamlı bir sorundur. En temelde bu durum kişinin iyi bir okuyucu olmamasından kaynaklanır. İnsanlar bilgilerinin % 80’ini okuma yoluyla elde ederler. Hiç okumayan insanların bilgileri çok sınırlıdır. Ayrıca bu kişiler bilgilerini birbirleriyle ilişkilendirerek yeni anlamlar ve bakış açıları da üretemezler. Ancak insanlar okuma dışında kişisel tecrübelere sahip olabilirler. Bu tecrübeler üzerinde düşünmüş olabilirler. Bu durumda bilgileri var demektir. Söyleyecek sözü olmayan insan çok az konuyla ilgilenen hatta kendisinin dışında hiç bir şeyle ilgilenmeyen insandır. Çünkü söylenen söz ancak başkalarını ilgilendirdiğinde başkalarına anlatılabilir. “
Yazının içeriği bireysel gelişime bu denli karşı birine oturmadığı gibi cümle yapısı da hiç benzeşmiyor. Eee tamam ,hadi yazı alıntıdır.Orijinide belirtilmemiştir. Ama nerden alıntıdır diye bakınca ; “http://www.kisiselbasari.com/Yazi.asp?ID=198 sitesinde Yazar: Muhammet Bozdağ tarafından aynen yazılmış bir paragraf . “ Buram buram bireysel gelişim kokan bir yazı ..Eh yaman çelişki diye de buna derim. Yazımın amacı kişİsel bir utanma sağlamak değil bu örnekten yola çıkarak satır arası okumaların yansımalarını algılamak.
İşte satır arası okumak böyle bir şey.
Not : Kurbağa resminin sol kenarı aşağı gelecek şekilde bir kez daha resme bakmanız ı rica ediyorum.Nereden ve nasıl baktığınız neleri değiştiriyor görmek için.
5 yorum :
Peride Hanım,
Az yazıyor, öz yazıyorsunuz.
Bir de hakikaten "ağır" yazıyorsunuz. Kallâvî, yoğun, telveli.. Hımmm..
Yemek üstüne iyi gitti.
Aklınıza, elinize sağlık, ne diyebilirim başka?
Teşekkür ederim Afşar bey aslında yoğun değil de bir parça dağınık olmuş yazı. Neyse umarım demek istenilen anlaşılmıştır.Okuduğunuz için sağolun.
Sayın Peride sizin yazılarınız bana çok şey öğretiyor.Teşekkür ediyorum. O paragrafı okudum.Uslup farkını görmem gerekirdi. Görememişim.Ben genel olarak tüm yazılarda ne demek istendiğini defalarca okuyan arayan bu nedenle yazanın kastı olmadığı halde farklı mesajlar çıkaran biriyim.Buna rağmen demekki yazıyı hakkıyla değerlendirmemişim.
Satır aralarına mesaj sıkıştırmaya meraklı biri olarak bu yazınız bana yeni bir bakış açısı kazandırdı teşekkür ediyorum.
Saygılarımla.
Sayın Güven, bilakis bizlerin sizlerden öğreneceği çok şey var.Yine de nezaketiniz için çok teşekkür ederim.Farklı bir bakış önerebildiysem ne mutlu.Şeref duyarım.
Peride Hanım,
Yaıznızı eleştirmekten kendi görüşlerimi bildirmeğe fırsat bulamadım.
Bir fikrin kendi malımız, kendi hücremiz haline gelmesi için biraz gayret gerekiyor.
Gene "Takıntılı anti nmarksist" kesileceğim ama ne yapayım.
İnternette marksistlerle yaptığımız bütün tartışmalarda Kapital'den vs doğrudan alıntılarla eleştirler cevaplanmağa çalışıldı.
Bu tarz sadece onlara da mahsus değildir. Meselâ Türkiye'de dindar camiada çok yaygın olan tavır, doğrudan Kur'an'dan yapılan alıntılarla fikri tartışmanın önünü kesmektir.
Kimin "kutsal kitabı" ne diyorsa beynin orada susması gerektiği düşüncesiyle tartışmalar bitirilmeğe çalışılır.
Güneşinaltında elbette yeni bir şey olmayabiir. Ama bu, aynı elmalardan yiyen herkesin aynı genetiği kodladığı anlamına gelmiyor.
Acizane kanaatim, yazılarda mümkün olduğunda açık davranmaktır. Çünkü zaten "söylemediklerimizle" de kendimizi pekâlâ ele veriyoruz...
Bu arada kendini açıklamak fakiri korkutmuyor, başkalaırnı da niyekorkuttuğunu fakir, anlamıyor...
Saygılarımla...
Yorum Gönder